BİR PSİKOLOJİ ÖĞRENCİSİNİN YÜKSEK LİSANS SÜRECİ

Ocak 03, 2020

* Psk. Mehmed Nihad Özkaya / Bahçeşehir Üniversitesi Yüksek Lisans Öğrencisi

Psikoloji lisans hayatının her dönemi farklı bir uğraşla geçiyor. Hazırlık dönemi ve lisansın ilk senesi, okuma listeleri, kitap grupları, öğrenci platformları, etkinlik araştırmaları derken kendimizi ikinci sınıfın güz döneminin vize sınavlarına çalışırken bulmuş oluyoruz. Elbette üniversitenin ilk senesinin heyecanını atmış olan biz psikoloji öğrencileri artık üniversite sistemini öğrenmiş, hocaları tanımış, üst dönemdeki arkadaşlardan sonraki seneye dair bilgileri alan tecrübeli öğrencilere dönüşüyoruz. İkinci senedeki dersler biraz daha detaya girmeye başladıkça, psikolojinin alt alanlarını gösterdikçe biz de kendimize bir yer arıyoruz. Hocalarımızın derslerde alandaki gelişmelerden, yapılan çalışmalardan ve yapılabileceklerden bahsetmesi üzerine bizler istemsizce koşullanmış oluyoruz. Üstelik üst dönemdeki arkadaşlar veya üye olduğumuz öğrenci grupları ve etkinliklerde tanıştığımız kişiler de bu yönde tecrübelerini paylaşınca bizlerdeki bu “yer arayışı” iyice pekişmiş oluyor. Alanını seçmiş, o doğrultuda çalışmış insanlara baktığımızda, onlarla tanışıp konuştuğumuzda sürekli karşımıza çıkan bir basamak, yüksek lisans oluyor. Bunun sonucunda biz daha alanımıza tam anlamıyla karar veremeden bir şey kesinleşmiş oluyor: “Ben yüksek lisans yapmalıyım”. Bu cümleyi direkt kurmasak da aklımıza kazınmış bir düşünce oluyor. Bu kazınmış düşünceye hem sosyal açıdan hem de gelecek şartlarından güdülenmiş oluyoruz.

Bizler bir şekilde üçüncü sınıfın sonuna doğru gördüğümüz dersler yaptığımız okumalar sonucunda psikolojinin alt alanlarından birine karar veriyoruz. Kendi seçtiğimiz alanda kendini geliştirmiş, bu basamakları tırmanmış hocalarımıza lisansın dördüncü senesinde daha bir sık uğrar oluyoruz. Bu uğramalarda güzel fikir alışverişi olurken genelde bir şey eksik kalıyor: Yüksek lisans süreci. Hocalarımızın yüksek lisans, doktora süreçlerinin üzerinden seneler geçtikçe sistemler değiştikçe hocalarımız da bizlere bu süreç hakkında pek bir bilgi aktaramıyorlar. Youtube’daki videolar veya blog yazıları da kafa karıştırıcı olabiliyor. Bu sefer ilgimizi hocalardan ve internetten çok yüksek lisans ve doktora yapan öğrencilere çeviriyoruz, yine üst dönemdeki arkadaşlara. Bu arkadaşlar bizlere zamansal açıdan daha yakın oldukları için bizim yaşayacağımız süreci daha iyi biliyor ve ne yapmamız gerektiği hakkında bizleri bilgilendirebiliyorlar. Süreç ile ilgili temel bilgileri elde ettikçe, bizleri bir heyecan kaplıyor. Lisans hayatı boyunca pek ilgimizi çekmeyen ALES, YDS (Yabancı Dil Sınavı)/YÖKDİL gibi sınavlar veya YLSY (Yurt Dışına Lisansüstü Öğrenim Amacıyla Gönderilecek Öğrencileri Seçme ve Yerleştirme), Jean Monnet bursları bir anda derslerimizden önemli olur hale geliyor. Staj yapmayı bile unutuyor ve bir yandan seçtiğimiz alt alanın yüksek lisans programını araştırıyor bir yandan bu sınavlara çalışıyoruz. Eğer seçtiğimiz alt alan ikamet ettiğimiz şehirdeki üniversitelerde yoksa veya burs olanakları az ise bu son sene çok zorlu olabiliyor.

Öncelikle bu sınav ve burslara kısaca değinelim: ALES yani Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı, ÖSYM’nin sitesindeki açıklamaya göre “yükseköğretim kurumlarında öğretim görevlisi, okutman, araştırma görevlisi, uzman, çevirici ve eğitim öğretim planlamacısı kadrolarına yapılacak atamalarda, ülkemizde lisansüstü eğitime girişte, yurt dışına lisansüstü eğitim için gönderilecek adayların seçiminde ilgili kurumların kullanacakları puanları sağlayan sınav sistemidir.” YDS, yabancı dil bilgisi seviye tespit sınavıdır. Ayrı olarak ÖSYM merkezlerine gidilerek girilen e-YDS uygulaması da vardır. Son olarak YÖKDİL, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı koordinasyonunda Anadolu Üniversitesi
ve Ankara Üniversitesi işbirliği ile düzenlenen yabancı dil bilgisi sınavıdır. Bazı üniversiteler yüksek lisans başvurularında YÖKDİL sınavını kabul ederken bazıları kabul etmemektedir. Yabancı dil bilgisi isteyen bölümlerle birlikte yüksek lisans programına başvuracak adayların bu sınavlara girmeleri ve üniversitelerin kendi belirttikleri kriterlerdeki puanları almaları gerekmektedir. Bazı üniversiteler bu sınav sonuçları olmadan da öğrenci alabiliyorlar ancak bu “koşullu kabul” kapsamında gerçekleşmektedir. Koşullu kabul alan öğrencilerin sonradan bu sınav puanlarını okullarına sunmaları gerekmektedir. Aksi takdirde programlarını başarılı bir şekilde bitirseler dahi mezun olamazlar. Burslara gelecek olursak yurtdışında yüksek lisans yapmanızı sağlayacak imkanlar var. En popüler ve en kapsamlı sayılabilecek YLSY, MEB’in tanımına göre “ülkemizin yetişmiş insan kaynağı ihtiyacını karşılamak amacıyla Bakanlığımız tarafından yürütülen yurt dışı lisansüstü öğrenim bursluluk programıdır.” Ancak YLSY, yüksek kontenjana sahip olsa da rekabetin yüksek olmasıyla birlikte kazanması zorlu bir burs programıdır. Kontenjanın 3 katı kadar kişi Ankara’ya mülakata çağırılır. Bu mülakata çağırılma işlemi ise başvuranların ALES puanlarına göre sıralanmasıyla seçilir. Bu seneki programda psikoloji bölümü 87,87 ile kapatmıştır. Diğer seçenek Jean Monnet Burs Programı, AB’ye tam üyelik hedefi çerçevesinde uzmanlaşmış kişi sayısının arttırılması için finanse edilen burs programını kapsamaktadır. Başka bir popüler seçenek ise Fulbright Eğitim Komisyonutarafından verilen burs programıdır. Program 1949-1950 yılları arasında Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri arasında yapılan anlaşmaya göre oluşturulmuştur. Her iki devletin üniversite mezunları, akademisyenleri veya kamu çalışanlarının eğitim, konaklama ve seyahat masraflarını kapsayan burs programıdır. Diğer burs olanakları çeşitli vakıf ve derneklerde de mevcuttur.

Bu bilgileri verdikten sonra kendi son senemi nasıl geçirdiğime ve nasıl bir yüksek lisans süreci yaşadığıma değinelim. Üçüncü sınıfın sonunda alanıma karar vermiştim. Katıldığım seminerler, tanıştığım hocalar, alanın araştırma konuları doğrultusunda kendime “eğitim alanının” uygun olduğunu gördüm. Amerikan Psikologlar Derneği’nin (APA) psikoloji alt alanları sıralamasında 15. alt alan olarak tanımlanmış “Eğitim Psikolojisi” beni heyecanlandırmıştı. Bu konu ile ilgili ulaşabildiğim hocalara ulaşıp ne yapmam gerektiğini sormuştum. Üçüncü senenin sonu yaz dönemim boyunca okunacak bir kitap listesi oluşturmuştuk. Üst dönemdeki arkadaşlardan aldığım bilgilerle birlikte ALES/YDS sınavlarına da üçüncü sınıftan girmeye başlamıştım. Bu sınavlar senede belli dönemlerde yapıldığından çok deneme fırsatımız olmuyordu. ALES/YDS/YÖKDİL benim girdiğim dönemde ilkbahar, sonbahar, kış dönemleri olmak üzere senede 3 kere yapılmaya başlandı. Bu benim için bir fırsattı. Hem okumalarımı yapıyor hem de sınavları daha çok deneyimliyordum. Ancak bir sorun vardı, eğitim psikolojisi yüksek lisans programı Türkiye’de sadece Ankara Üniversitesi’nin Eğitim Fakültesi’nde vardı. Eğitim psikolojisi alanını seçerken bu durumun farkındaydım. Hatta bu durumu lisans eğitimimin ilk senesinde PSİART’ın ilk Kış Okulu Programı’nda Osman Tolga Arıcak Hoca’nın sunumunda öğrenmiş oldum. Hoca; yurtdışında eğitim psikolojisi üzerine çalışmış öğrencilerin, ülkeye döndüklerinde eğitim fakültelerinde akademisyenliğe başladığını anlatmıştı. Bundan dolayı ülkemizde eğitim psikolojisini daha çok eğitimcilerin çalışmış olduğunu aktarmıştı. Akademideki bu durum beni alternatif seçenekleri de göz önünde bulundurmaya itmişti. Özellikle oyun kültürüne yakın hissettiğim için oyun bağımlılığı konusunu “klinik psikoloji” yüksek lisans programları üzerinden çalışabileceğimi düşünüyordum. Aynı zamanda yaptığım istişarelerde multidisipliner lisansüstü programların “yapmak istediğimle” daha çok uyuştuğuna dair geribildirimler almıştım. Bu yüzden alan dışı programları da araştırıyordum. PSİART’ın 10. Psikoloji Buluşmaları’nda Nebi Sümer Hoca’nın anlattığı gibi “klinik psikoloji saplantısından kurtularak” hedeflerimiz doğrultusunda akademik olarak ilerlemek mümkün. Bundan dolayı alan içi programlarının dışında Bahçeşehir Üniversitesi’nin Eğitim Teknolojileri, Oyun Tasarımı, Eğitsel Tasarım ve Değerlendirme gibi bölümlerine başvurularımı gerçekleştirdim. Aynı zamanda Koç Üniversitesi’nin Tasarım, Teknoloji, Toplum (DesignLab), Boğaziçi Üniversitesi Öğrenim Bilimleri programlarını incelemiştim.

Sene sonunda sınav puanları, akademik referansları, niyet mektupları hazır bir şekilde üniversitelerin yüksek lisans duyurusuna çıkmalarını bekliyordum. Kendime dosya hazırlamaya başlamıştım. ALES/YDS/YÖKDİL sonuç belgeleri, askerlik durumu belgesi, transkript, fotoğraf, kimlik fotokopisi, mezuniyet belgesi (resmi olarak mezuniyetten önce mezun olacağıma dair üniversitemin yazısı), niyet mektubu… Tüm belgeleri taratıp üniversitelerin sitesinden başvurmaya hazır hale getirmiştim. Böylelikle serüven başlamıştı. Üniversitelerin duyuru sayfalarını her gün kontrol ediyor, başvuru duyurusu açıldıkça kaydımı yaptırıyordum. Bilim sınavları tarihlerini takvime kayıt ediyor ve bu tarihlerin çakışmaması için dua ediyordum. İlk olarak Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’ne, mezun olduğum üniversiteye başvurdum. Sonrasında devlet üniversitelerinde İstanbul, Marmara, Ankara Üniversitelerine, özel üniversitelerde ise akademik kadrosunu araştırmış olduğum Hasan Kalyoncu ve Bahçeşehir Üniversitelerine başvurumu yapmıştım.

Psikoloji yüksek lisans sürecinin bir diğer önemli öğesi ise bilim sınavlarıydı. Bilim sınavları en hazırlıksız olduğum ve beni endişelendiren konuydu. Bu sınavı önceden deneyimleme gibi bir fırsat olmuyordu. Üniversiteler bu sınavı farklı şekillerde yapabiliyordu. Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’nin bilim sınavı 50 soruluk bir testten oluşmaktaydı. İstanbul ve Ankara Üniversitelerinin bilim sınavı ise 3 soruluk bir yazılı sınavdı. Diğer üniversitelerin sınavlarına girme şansı bulamamıştım çünkü sınav tarihleri diğer üniversiteler ile çakışmıştı. İstanbul Üniversitesi’nin uygulamalı psikoloji içinde açmış olduğu “psikanalitik psikopatoloji” yüksek lisans bilim sınavında karşılaştığım sorular bana “bilim sınavında” olduğumu hissettiriyorlardı. İlk soru – ileriye dönük hedeflerimizi ortaya çıkaran aynı zamanda araştırma yöntemleri bilgimizi ölçüyordu – yüksek lisans programına kabul aldığımız takdirde tez konumuzun ne olacağı ile ilgiliydi. Bu konuyu hipotezlerimizle ve kullanacağımız metodolojilerle sunmamız istenmişti. Diğeri ise psikopatoloji bilgimizi ölçen bir soruydu. Soruda temel 3 nevrozu ele alarak savunmaları yapısal açıdan açıklamamız isteniyordu. Son soruda ise ergenlik dönemi kişinin normallik ve patolojik ayrımını ketlenme ve eyleme geçme açısından ele almamız istenmişti. Mülakatta ise hocalar gayet kibardı ve daha çok amaçlarımızın yüksek lisans programı ile uyuşup uyuşmadığına bakıyorlardı. Öğrenciyi strese sokacak, özellikle zor soru sorma gibi herhangi bir tutumla karşılaşmamıştım. Mülakatta gözlemlediğim, İstanbul Üniversitesi’ndeki hocaların kendilerine kararlı ve ne yaptığını bilen öğrenciler aramasıydı. Bu açıdan, o an kazanıp kazanmadığımı bilmemiş olsam da güzel bir tecrübe yaşadığımı hissederek ve bu yazıyı yazmaya karar vererek kapıdan çıkmıştım. Ankara Üniversitesi’nin bilim sınavı ile Marmara ve Hasan Kalyoncu Üniversitelerinin bilim sınavları çakışıyordu. Ancak “Eğitim Psikolojisi” adıyla tek program Ankara’da vardı, başka bir sınava girmek olmazdı. Bilim sınavında yine 3 soru vardı. İlk soru bir makalenin özetini yazmamızı istiyordu. İkinci soru Öz-Belirleme Kuramı ile ilgiliydi. Üçüncü soru ise öğrenciler ile alakalıydı. Ancak sınavdan sonra öğrendim ki mülakat yapılmayacaktı.

Buradaki örneklerde her üniversitenin farklı bir yöntem izlediğini gözlemlemek mümkün. Bilim sınavının veya mülakat yapılıp yapılmamasının bir formatı veya kuralı yok. Daha önce değinildiği gibi her üniversite farklı bölümlerde farklı kriterler koymaktadır. Bazı üniversite ve bölümler için 55 ALES puanı yeterliyken bazı üniversite ve bölümlerin 70 ALES puanı ve 90 üzeri dil puanı kriterleri olabiliyor. Yüksek lisans sadece bir basamak, özellikle lisans eğitimimiz boyunca yüksek lisans kavramını gözümüzde çok büyütebiliyoruz. Yüksek lisans zorunluluk olarak değil, hedefler doğrultusunda ilerlenecek bir adım. Bu doğrultuda bana dendiği gibi ve sizlere de deneceği gibi “Okul veya program ismi değil hoca bul kendine!” cümlesi gerçekten doğru. Yazı boyunca özellikle psikoloji alanındaki yüksek lisans programlarına odaklanarak konunun dağılmamasını istedim. Son olarak hatırlatmak isterim ki “hemen ve şimdi olsun” düşüncesi ile seçilen yüksek lisans programlarının biz psikoloji mezunlarına katacağı pek bir şey olmayacaktır. Bizler hedeflerimiz doğrultusunda, bize en iyi hangi program ve hocalar uyuyorsa onu seçmeliyiz; ya hemen ya da birkaç sene sonra.

 

Yorum Bırak
IRVİN YALOM OKUMALARI BAŞLIYORPSİART ETKİNLİK NOTLARI /PEN 8 ‘Şimdi ve Burada: Tüm Yönleriyle Mindfulness’

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Powered by moviekillers.com themekiller.com watchanimeonline.co